Dodan Özer: "Dinleyicime sadece şarkı söylemiyorum"

Dodan Özer hakkında merak edilenleri ilk kez anlattı...

11 Ocak 2018 Perşembe, 23:00


Akşam'dan Mehmet Emin Demirezen'in röportajı...

İki şarkılık maxi single ile bir başlangıç yaptın. Bu sürecin hikâyesi nedir?


Bu single yarışmadan sonra şekillendi. Yeni bir soluk olsun diye single yaptık. Bağlı olduğum yapımcı firmayla konuştuk. “2 şarkı yapalım neler olacak, görelim” dedik. Kısmet olursa nisan gibi albüm çıkacak. “Yoksun” şarkısının sözü, müziği bana, “Huma Kuşu” şarkısının sözü, müziği de Erzurum yöresine ait bir Türkümüz…

Neden iki şarkı?

İkisinin de birbirine benzeşen bir yol hikâyesi var. Bu biraz daha alternatif soundu da zorlayan bir müzik. Bunu keşfetmemiş insanların iki şarkıyı dinleyerek eleştirel gözle bakmalarını ve bunun hakkında bir şeyler yazmalarını istiyorum. İki şarkıda da bir derdimizi anlatmak istedik.

Genelde keşfedilmemiş şarkılar üzerine giden bir tarzın var. Bu bir anlamda seni zorlamıyor mu?

Bu coğrafyada bilinirliği olan az olan çok şarkı var. Tüketim çağında yaşıyoruz. O  keşfedilmemiş şarkıların içindeki derinlik hoşuma gidiyor. Yaşamı iyi anlatan ağırlıkları var. Ben, bireysel sanat anlayışından ziyade daha çoğulcu bir sanat anlayışı duygusunu taşıyorum. Geleneksel müziğin içinde kalmamın sebebi de bu. Ama bu benim başkasında da beste almayacağım anlamına gelmesin. Sadece kendi formuma ve alternatif sounduma daha yakın olduğu için o müzikleri seçiyorum.

Bunlarla ilgili bir arşivin var mı?

Arşivim yok ama spontane gelişen durumlar çok oluyor. Tamamıyla an içinde yaşanan durumlar… Geleneksel bir şarkının gelecekteki bir şarkıyı besleyebileceğini düşünüyorum. Ama bu tarz müzikler Türkiye’de alternatif soundu zorlayan bir forma sahipler.

Bahsettiğin sound aslında insanları daha yürekten etkiliyormuş gibi bir algı var. Sen buna katılıyor musun?

Böyle insanların olması icracı insan için çok değerli. Ama bilinmelidir ki 100 milyonlarca insan beni dinlesin diye de bir derdim yok! Sadece derdimizin olduğunu göstermek istiyorum. Onu da hikâyelerle besliyorum.

Hikâyeleri bu sektörde anlatabilmek kolay mı?

Sektörün içinde 21 yıldır varım. Ben,  sadece bir yarışmaya katıldım. Yarışmaya katılmış olmam benim bu sektörde nasıl yer alacağımın bir göstergesi de değildi. Yarışma hayatımda gelip geçici bir durum oldu. Yarışma zaten adı üstünde… O format içine girdik, yarıştık ve hayatımıza devam ediyoruz.

BEKLENTİLERİ KARŞILAMAK GEREKİYOR

Yarışmayla birlikte bir zorluk çektin mi?


Elbette çektim. Sonuçta yeni şeyler yaratmaya çalışıyorsun. Bir arafta kalma durumu söz konusu oluyor. Normalde Kürtçe şarkılar okuyorum ancak yarışmada Türkçe şarkılar okumaya başladım. Bu dillere karşı olduğumdan da değil tabii! Bir noktada izlemeye gelen kişilerin de beklentilerini karşılamak gerekiyor. Bir tek bunda zorlandım.

Uzun yıllar bu sektörün içinde olduğunu söyledin. Bunun yanında sağlam da bir kitlen var. Bu kitleyi nasıl kazandın ve sağlam tuttun?

Öncelikle karakter sanatla iç içe olan bir durum! Eğer bir işi samimiyetle yapıyorsanız ve bu da dinleyiciye geçiyorsa aranızda sıkı bir bağ oluşuyor demektir. Bizde de öyle oldu. Ben dinleyicime sadece şarkı söylemiyorum. Onlarda bir şeyler paylaşıyor, arkadaşlık kuruyorum. Bunun sonucunda samimi bir ilişki kuruluyor. Onlarla benim ortak paydam hikâyelerimizin oluşudur. 

Dinleyicilerden öğrendiğin en büyük şey ne oldu?

Birbirimize geçen hikâyelerimiz var. Bunlar bana çok şey kattı, katmaya da devam ediyor.

Nedir bu hikâyeler?

Hayata dair her şey… Örneğin sokaktaki sesler, insanların konuşması, arka masadaki insanların bize bakması, çay sesi, kaşık sesi... Bunlar bizim hayatımızda olan şeyler ve kurgulandığı zaman güzel hikâyeler oluşturabileceğimiz, bize ait anlar, hisler… Bize ait olan şeyler de bizi besleyen şeylerdir.

EVREN İÇİNDEKİ RİTÜELLERE İNANIYORUM

Hayatında en çok beslendiğin şey ne?


Evrenin kendi içinde kurmuş olduğu çok güzel ritüeller var. Ben o ritüellere inanan bir insanım. Sadece salt insan bazlı bir hayatın olduğuna inanan bir adam değilim. Biz değil miyiz ki ağaç, toprak, yıldız, kelebek ve kuş adına şiirler, şarkılar yazıp söyleyen? Demek ki bizi besleyen ve bizi biz eden daha başka şeylerimiz de var. Esas almak gereken şey tamamen bu! Yani bu dünyada salt insan üzerine değil, insanı besleyen başka mikro ve makro organizmaların da varlığıdır. Zaten bizi evrensel kılan şey de burada saklı. Ne kadar saygı duyarsak yaşadığımızı o kadar iyi anlayabiliriz ve şu  an dünyadaki saçma savaş kurgusundan kendimizi bağımsız kılabiliriz. Ne kadar görürsek yaşanılası bir dünyanın ütopik değil daha reel olabileceğine inanırız.

Teknolojiyle beraber az önce bahsettiğin kelebek, kuş, çiçek durumu da duygularla beraber körelme noktasına geldi. Artık telefonla şarkı yazan, telefonla ünlü olan insanlar var. Duygulara değil de göze hitap eden bir durum söz konusu…

Teknoloji bir taraftan alırken diğer taraftan da besliyor. Biz eğer bir şeylerin iyi ya da kötü olabileceğinin farkındaysak ve bu farkındalığın üzerine bir şeyler yapamıyorsak bizim eksikliğimiz burada başlıyor. İstediğin kadar teknolojik gerçekliğe sahip ol ama diğer canlıları görmezden gelemezsin. Bu evren var olduğu sürece kendi hikâyeni onlarla beraber var edeceksin. İstediğin teknolojik donanıma sahip ol ama o duyguyu yok sayamasın. Çünkü biz hala ölürken gömülüyoruz…